MEDYA VE SİYASET İLİŞKİSİNDE KALEM Mİ AĞIR, MAKAM MI?


Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Menteşe Çalıştayı’nda siyaset ile basın arasındaki ilişkiye dair dikkat çekici bir söylemde bulunmuş.
Dialog ve karşılıklı empati” demiş.
Eleştiriler olacak” demiş.
Biz de hata yapıyoruz” demiş.
Ve en önemlisi, belediyenin kendini anlatma çabasının basın özgürlüğüne müdahale gibi algılanmaması gerektiğini söylemiş.
Bu sözler ilk bakışta makul. Hatta demokratik.
Samimiyetle söylendiğine de inanıyorum.
Ama mesele sözlerin kendisi değil.
Mesele, o sözlerin durduğu zemin.Basın ile siyaset arasındaki ilişki hiçbir zaman simetrik değildir.
Siyaset güçtür. Yetkidir. Bütçedir. İhaledir. Kadrodur. Karardır.
Basın ise soru sorar. Eleştirir. Denetler. Bazen rahatsız eder. Bu rahatsızlık demokrasinin yan etkisidir.
Bir belediye başkanı “Kendimizi anlatıyoruz, bu müdahale değil” dediğinde haklı olabilir. Elbette her iddianın bir cevabı olacaktır.
Ancak burada kritik soru şu: O cevap hangi araçlarla veriliyor?
Bir açıklama yapmak başka şeydir.
Datça’daki gibi meclis toplantısında fotoğraf, video çekimini yasaklamak başka şeydir.
Gazeteciyi “kesip, biçip, montajlıyorlar” diye suçlamak, hatta “Mehmet Baransu” benzetmesiyle hedef göstermek başka şeydir.
Ahmet Aras‘ın empati çağrısı güzel.
Ama empati en çok gücü elinde tutanın sorumluluğudur. Çünkü eleştiri karşısında en az zarar gören odur. Basın ise çoğunlukla yasakla, hatta itibarıyla sınanır.
Başkan Aras’ın dikkat çektiği bir başka nokta da “kutuplaşma.”
Doğru. Türkiye uzun süredir tahammül krizinin içinde. İnsanlar birbirini dinlemiyor, anlamıyor. Ancak kutuplaşma sadece dil meselesi değil,  güç meselesidir de.
Gerçek empati, eleştiriye kızmamaktır.
Gerçek empati, sert soruya tahammül etmektir.
Gerçek empati, rahatsız eden haberi de demokratik sürecin parçası saymaktır.
Basın özgürlüğü zaten alkışlanan haberi yazma özgürlüğü değildir.
İktidarı rahatsız eden haberi yazma cesaretidir.
Siyaset kendini anlatmalı mı? Elbette.
Basın eleştirmeli mi? Sonuna kadar.
Ama bu ilişkinin terazisinde bir kefede yetki, diğer kefede kalem varsa; empati çağrısı en çok ağır olan kefeden gelmelidir.
Kutuplaşmayı yıkmak istiyorsak, önce şu gerçeği kabul etmeliyiz.
Eleştiri, düşmanlık değildir.
Savunma, baskı değildir.
Yeter ki çizgi geçilmesin.
Yeter ki güç, hassasiyet talep ederken gücünü hatırlasın.
Çünkü demokrasi biraz da rahatsız olma sanatıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir