İŞTE OSMANAĞA KOYU GERÇEĞİ

Göcek Osmanağa Koyu’nda yaşananları anlamak için gürültüye değil, gerçeğe bakmak gerekir.
Çünkü ortada bir “çevre hassasiyeti tartışması” yok.
Ortada çok daha net bir şey var:
Yetki, tahsis ve kullanım zinciri.
Önce en temel bilgiyi koyalım masaya.
Özel Çevre Koruma bölgelerinde ve doğal sit alanlarında ilçe belediyelerinin yapı ruhsatı verme yetkisi yok.
Peki kim verir?
Yetki, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesindeki Doğal Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü’nde.
Yani Osmanağa’da yaşananların adresi belli.
Topu sağa sola atmaya gerek yok.

Devam edelim.
Bu alan kime tahsis edildi?
Eski adı MUÇEV olan, bugün Kıyı Yönetimi ve Çevre Koruma A.Ş. adını taşıyan yapıya.
Peki bu şirket nedir?
Özel gibi görünen ama kamunun gölgesinde duran bir yapı.
Yarısı Bakanlık vakfına, yarısı Muğla Valiliği vakfına ait.
Yani mesele basit:
Bu bir “özel girişim” hikâyesi değil.
Bu, kamu eliyle yapılan bir tasarruf.

Sonra ne oluyor?
Bu koy, bu yapı üzerinden özel bir şirkete kiralanıyor.
Ve adına da tanıdık bir cümle konuluyor:
“Günübirlik turizm tesisi…”
Türkiye’de bu cümlenin ne anlama geldiğini artık bilmeyen yok.
Bugün “günübirlik” denir,
Yarın kalıcı olur.
Bugün “küçük dokunuş” denir, yarın geri dönüşü olmayan bir yapılaşma başlar.

Ama asıl mesele şu:
Burası sıradan bir alan değil.
Özel Çevre Koruma Bölgesi.
3. derece doğal sit alanı.
Ve bir sulak alan.
Yani korunması gereken bir yer.
Şimdi sorulması gereken soru şu:
Korunması gereken bir alan, nasıl oluyor da işletmeye açılabiliyor?
Ve ikinci soru:
Tepki büyüyünce neden birden “ücretsiz giriş” söylemi ortaya atılıyor?
Çünkü tartışmanın yönü değiştirilmek isteniyor.
Sanki mesele şuymuş gibi.
Halk buraya para vererek mi girecek, ücretsiz mi?
Hayır.
Halkın derdi bu değil.
Göcekliler şezlong kavgası yapmıyor.
Bir koyun kaderine itiraz ediyor.
Bir doğa parçasının “işletme” haline getirilmesine karşı çıkıyor.
Ve aslında çok basit bir şey söylüyor:
“Burası korunmalı.”

Bugün kepçeler durdu.
Ama bu bir geri adım değil.
Bu, klasik bir ara verme.
Bekle, tansiyon düşsün, sonra devam et.
Ama bu kez işler o kadar kolay değil.
Çünkü bu kez insanlar sadece tepki göstermiyor.
Ne olduğunu biliyor.
Yetkinin kimde olduğunu, tahsis zincirinin nasıl işlediğini ve bu hikâyenin nereye gittiğini görüyor.
O yüzden Osmanağa’da mesele artık bir koy meselesi değil.
Bu, şu sorunun cevabı:
Bu ülkenin koruma alanları gerçekten korunacak mı?
Yoksa “proje” adı altında yavaş yavaş elden mi çıkacak?
Ve bu sorunun cevabı…
Pazartesi günü değil, verilecek kararlarla yazılacak.

