HANİ KEFENİN CEBİ YOKTU?

Bir toplumun çürümesini anlamak için büyük olaylara bakmanıza gerek yok.
Küçük ama derin yaralara bakın.
Mesela…
Ölüye nasıl davrandığına.
Çünkü insan, hayattayken adaleti tartışır.
Ama öldüğünde, geriye sadece vicdan kalır.
Ve eğer bir yerde ölüye bile yerin parayla verildiği iddia ediliyorsa, orada artık mesele sadece bir soruşturma değildir.
Orada mesele, vicdanın sınanmasıdır.
Marmaris’te yürütülen rüşvet soruşturmasında ortaya atılan bir iddia, kamuoyunun en hassas yerine dokundu.
İddiaya göre Marmaris Belediyesi’nde bazı görevliler, mezar yeri tahsisi karşılığında vatandaşlardan rüşvet talep etti.
Altını çizelim.
Bu henüz bir yargı kararı değil.
Bu, soruşturma dosyasına giren bir iddia.
Üstelik Marmaris‘te yaşayan çok yabancının iddiası.
Ama…
Bazı iddialar vardır ki, doğruluğu kadar varlığı bile insanı sarsar.
Bir mezar…
Ne bir ihale konusudur, ne bir rant kapısı, ne de pazarlık meselesi.
O, insanın bu dünyadaki son durağıdır.
Ve belki de tek eşitlik alanıdır.
Eğer bu alana dair bile böyle bir iddia konuşuluyorsa, orada mesele büyüktür.
Bu iddia doğruysa bu sadece bir yolsuzluk dosyası değil.
Bu, insanlığın en temel değerlerinden birinin ihlali.
Eğer doğru değilse o zaman da ortaya atılan bu iddianın ağırlığı sorgulanmalıdır.
Çünkü böyle bir iddia, en az gerçeği kadar ağırdır.
Bugün mesele şu.
Bir şehirde insanlar, yakınlarını toprağa verirken
“acının üstüne bir de bedel mi ödedik?” diye düşünmek zorunda kalıyorsa, orada sadece hukuk değil, güven de yara alır.
Hukuk elbette konuşacak.
Gerçek ortaya çıkacak.
Ama şunu sormak zorundayız:
Bir toplumda böyle bir iddia bile nasıl mümkün hale gelir?
Ne bir ihale konusudur, ne bir rant kapısı, ne de pazarlık meselesi.
O, insanın bu dünyadaki son durağıdır.
Ve belki de tek eşitlik alanıdır.
Eğer bu alana dair bile böyle bir iddia konuşuluyorsa, orada mesele büyüktür.
Bu iddia doğruysa bu sadece bir yolsuzluk dosyası değil.
Bu, insanlığın en temel değerlerinden birinin ihlali.
Eğer doğru değilse o zaman da ortaya atılan bu iddianın ağırlığı sorgulanmalıdır.
Çünkü böyle bir iddia, en az gerçeği kadar ağırdır.
Bugün mesele şu.
Bir şehirde insanlar, yakınlarını toprağa verirken
“acının üstüne bir de bedel mi ödedik?” diye düşünmek zorunda kalıyorsa, orada sadece hukuk değil, güven de yara alır.
Hukuk elbette konuşacak.
Gerçek ortaya çıkacak.
Ama şunu sormak zorundayız:
Bir toplumda böyle bir iddia bile nasıl mümkün hale gelir?

