DATÇA’YA BU KÖTÜLÜĞÜ YAPMAYIN

Datça’nın tam kalbinde bir yer…
Denizin dibinde.
Ağaçların içinde.
Beş dönümden fazla bir nefes.
Geçmişte hastane olarak kullanılan ve halen adliye hizmeti verilen alan.
Orası bir arsa değil.
Orası Datça’nın ciğeri.
Sahili halk plajı.
Parası olmayanın da denize girebildiği, kimsenin kimseye üstün olmadığı nadir yerlerden biri.
Ve bir geceyarısı…
Bir imza…
Bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi…
Bir kentin nefesi, kağıdın üstünde satılığa çıkarıldı.
Knidos’un kıyısında, binlerce yıldır rüzgârın özgür estiği bu topraklarda şimdi beton konuşuluyor.
Şimdi “özel mülkiyet” konuşuluyor.
Bu ülkede özelleştirme nasıl işler, hepimiz biliyoruz.
Önce “değerlendirme” denir.
Sonra beton gelir.
Sonra tel örgü.
Sonra güvenlik.
Sonra tabelalar:
Girilmez.”
Ve bir gün bakarsınız…
Halkın plajı, bir otelin arka bahçesi olmuş.
İşte o gün Datça kaybeder.
İskele Mahallesi zaten nefes alamıyor.
Yoğun yapılaşma, dar sokaklar, kesilen kıyı hatları…
Şimdi bu alan da giderse ne kalacak?
Denizi olan ama denize ulaşamayan bir kent.
Ağaçları sadece fotoğraflarda kalan bir şehir.
Ve kendi memleketinde misafir gibi yaşayan insanlar…
Bu bir imar meselesi değil.
Bu bir vicdan meselesi.
Şehircilik yeşil alanı yok etmek değildir.
Onu büyütmektir.
Onu korumaktır.
Onu halka bırakmaktır.
Bu alan satılamaz.
Satılmamalı.
Bu alan yeşil alan olmalı.
Gerçek bir park olmalı.
Datçalı’nın gelip oturacağı, denize bakacağı, çocukların koşacağı bir yer olmalı.
Çünkü bazı yerler para etmez.
Çünkü bazı yerler hayat eder.
Kararnameyle değil, vicdanla bakın bu toprağa.
Karar çok basit:
Ya bir arsayı satacaksınız,  ya bir kenti yaşatacaksınız.
Datça’yı yaşatın.
Datçalı’ya bu kötülüğü yapmayın.
Yarın saat 13.30’da o arsada insanlar toplanacak.
Siyaset değil, yaşam konuşulacak.
İtiraz değil, hak savunulacak.
Bu sese ortak olmak gerekiyor.
Çünkü bazen bir kent, onu savunanların sayısı kadar yaşar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir