DATÇA’DA KARYA TANRILARININ EVİ
Datça denince çoğu insanın aklına önce deniz gelir; Ege ile Akdeniz’in birbiriyle kucaklaştığı mavi koylar, rüzgarın tuzla karıştığı kıyılar…
Oysa yarımadanın gerçek hikâyesi sadece denizde değil, göğe doğru yükselen dağların sessiz omuzlarında da saklıdır.
İşte o dağlardan biri, hatta belki de en kadim bekçilerinden biri Yarık Dağı.

615 metre yüksekliğindeki bu taşlı zirve, sanki yeryüzünün unutulmuş bir mitinden geriye kalmış gibi. Antik Karya’nın tanrıları buradan denize bakmış, rüzgarlar yüzyıllar boyunca aynı kayalıkların arasında dolaşmış, kartallar göğün görünmez yollarını burada çizmiştir.
Yarık Dağı’nın eteklerinde çam ormanları dalga dalga uzanır. Defne kokuları kanyonların derinliklerinden yükselirken, arıların uğultusu eski çağların lir sesleri gibi yankılanır. Zeytin ağaçları Athena’nın armağanını, badem bahçeleri ise baharın ilk müjdesini taşır. Her kaya çatlağında başka bir bitki, her vadide başka bir yaşam saklıdır.

Burada yürürken insan bazen kendini bir coğrafyanın değil, yaşayan bir destanın içinde hisseder. Kayalık sırtlar, sanki Homeros’un dizelerinden kopup gelmiş devlerin omuzlarıdır. Uçurumların üzerinde süzülen kartallar ise Zeus’un gözcüleri gibi gökyüzünü denetler.

Yarık Dağı Datça’nın belleğidir. Denizden gelen mavinin, topraktan yükselen yeşilin ve taşın binlerce yıllık hafızasının buluştuğu yerdir.
Kartalların hala özgürce döndüğü, rüzgârın hâlâ tanrıların eski dilinde konuştuğu ve Datça’nın ruhunun hala taşların arasında nefes aldığı son sığınaklardan biri… Gölgesinde yürüyen herkese, insanın doğanın sahibi değil sadece misafiri olduğunu hatırlatan kadim bir dağ.

Atlas Dergisi’nin Haziran sayısında Yarık Dağı’nı konu aldı.
Umut Kaçar’ın fotoğrafladığı ve Ayşegül Çelik’in yazdığı “Yarık Dağı’nın Gölgesinde” başlıklı dosya yayımlandı.
Dijital olarak okumak için:
https://bmag.com.tr/dergi/atlas

