CHP’NİN ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ DATÇA’DA ASKIYA MI ALINDI?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gazeteciler, basın locasından, flaş kullanmadan, istediği an, istediği fotoğrafı çekebiliyor. Bu bir iyi niyet uygulaması değil; açık bir idari düzenlemenin sonucu. Ortada bir yasak yok.
Türkiye’nin en yüksek yasama organında basının varlığı esas, sınırlama ise istisna olarak ele alınıyorsa, bir belediye meclisinde bunun tersinin savunulabilmesi için açık, yazılı ve tartışmasız bir hukuki dayanak gerekir.
![]()
Datça Belediye Meclisi’nde ise basının görüntü alması ve fotoğraf çekmesi “yasak” denilerek engellendi. Belediye Başkanı Aytaç Kurt gerekçe olarak “meclis düzeninin bozulma ihtimalini” işaret etti.
Ancak ortada basit ve öğretici bir gerçek duruyor: Bu yasağın dayandığı açık bir kanun yok, yönetmelik yok, alınmış bir meclis kararı yok.
Bu haliyle yasak, hukuki değil idari bir tercihten ibaret. Oysa meclis başkanının düzeni sağlama yetkisi; kamusal denetimi ortadan kaldırma, basını dışlama ya da görünmez kılma yetkisi değildir. Hukukta olmayan bir yasak, ancak bir tercihtir. Tercih ise hukuki gerekçe yerine geçmez.
Üstelik bugüne kadar Datça Belediye Meclisi’nde basının meclis düzenini bozduğuna dair tek bir somut örnek de yok. Gazetecileri peşinen “düzen bozucu” gibi göstermek doğru değil. Hele hele gazetecileri, kamuoyunda kriminal bir figürle aynı cümlede anmak, masum bir güvenlik kaygısıyla açıklanamaz. Bu kötü niyettir.
Eğer gerçekten bir kaygı varsa, bunun yolu bellidir: Akreditasyon uygulanır, basın kartı sorulur, gerekli idari tedbir alınır. Basın kartı yoksa çalıştığı kurumdan resmi yazı istenir. Yasak en son ve istisnai araçtır.

Buraya kadar anlatılanlar sadece Datça Belediyesi’ni değil, daha büyük bir iddiayı da ilgilendiriyor.
Cumhuriyet Halk Partisi yıllardır kendisini “ifade ve basın özgürlüğünün teminatı” olarak tanımlıyor. Bu iddia, Türkiye’nin bugünkü siyasal ikliminde güçlü ve anlamlı bir iddia.
Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bile gazeteciye tanınan bir hakkın, CHP’li bir belediyede “yasak” gerekçesiyle ortadan kaldırılması, bu söylemle açık bir uyumsuzluk yaratmakta. Basın özgürlüğü savunusu sadece Ankara’daki kürsülerde değil; Datça’daki bir meclis salonunda da sınanır.
TBMM’de serbest olan bir faaliyeti, bir belediye meclisinde yasaklamak siyasal bir çelişki.
Ve bu çelişki, “biz basın özgürlüğünün teminatıyız” iddiasıyla yan yana durmamakta.
Sanıyorum, 15 Şubat’ta Muğla’ya gelecek olan Özgür Özel’e bu soru doğrudan sorulacak.
“CHP’nin özgürlük söylemi, Datça’da askıya mı alındı?”
📌ENGLISH SUMMARY
Journalists are allowed to take photographs from the press gallery in the Turkish Grand National Assembly without using flash, based on clear administrative regulations. However, in the Datça Municipal Council, the same activity was prevented under the claim of a “ban,” despite the absence of any explicit legal provision, regulation, or council decision supporting such a restriction.
Datça Mayor Aytaç Kurt justified the practice by referring to the potential disruption of council order. Yet, legal experts emphasize that maintaining order does not grant the authority to eliminate public oversight or restrict press freedom arbitrarily. A restriction not grounded in law remains an administrative preference rather than a legitimate legal measure.
This situation goes beyond a local dispute and raises broader political concerns. The Republican People’s Party (CHP), which frequently presents itself as a guarantor of freedom of expression and press freedom, faces a clear contradiction when a right recognized even at the national parliament level is restricted by one of its municipalities. The case of Datça highlights the growing tension between political discourse and local governance practices, reminding that press freedom is tested not only through national rhetoric but also through concrete actions at the local level.

