BODRUM’DA DENİZE GİRMEK: 20 BİN LİRA

Bir zamanlar deniz dediğin şey; ufuktu.

İnsan bakınca ferahlardı.

Şimdi fiyat listesi oldu.

Milliyet‘te Kenan Gürbüz yazmış. Bodrum’da bazı lüks beach işletmelerinde harcama limitinin 20 bin TL’ye kadar çıktığı konuşuluyor.

Yanlış okumadınız.

Denize girmek için değil; “denizin yanında bulunabilmek” için.

Çünkü artık size deniz satmıyorlar.

Size statü kiralıyorlar.

Şezlongun üstüne uzanmıyorsunuz; sınıfsal bir vitrine yatırıyorlar sizi.

Garson gelmiyor; ekonomik gerçeklik suratınıza menü bırakıyor.

Eskiden insanlar sahile havlusunu alıp giderdi.

Şimdi banka limitini alıp gidiyor.

Bir dönem “mavi yolculuk” vardı.

Şimdi “IBAN yolculuğu” başladı.

Türkiye’de kıyılar Anayasa’ya göre halkındır.

Ama uygulamada halk kıyıya uzaktan bakma hakkına sahip galiba.

Kıyıya yaklaştıkça fiyat yükseliyor.

Önce otopark, sonra giriş, sonra loca, sonra minimum harcama…

Yakında oksijeni de QR kodla satarlarsa kimse şaşırmayacak.

Trajik olan şu:

Bu düzen artık kimseyi utandırmıyor.

20 bin TL’lik beach haberleri, ekonomik çöküşün değil; “lüks yaşam” magazininin parçası gibi sunuluyor.

Yoksulluk normalleşirken, gösterişli tüketim alkışlanıyor.

Bir tarafta emekli çocuklarına dondurma hesabı yapıyor, diğer tarafta biri denize daha yakın oturabilmek için asgari ücretin yarısını tek günde bırakıyor.

Ve herkes buna “turizm” diyor.

Oysa bu turizm değil.

Bu, kamusal alanın sessiz özelleştirilmesi.

Deniz hâlâ aynı deniz.

Dalga aynı dalga.

Güneş aynı güneş.

Ama artık kumun üstüne bile görünmez bir turnike koydular.

Yakında şöyle tabelalar görürsek şaşırmayın:

Denizi izlemek ücretsizdir.

Hissetmek ekstra ücrete tabidir.”

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir