BODRUM: BİR KENTİN BAŞINA BETON GELİRSE…
Tanrılar yeryüzünü paylaştığında, bazı kentler yürümek için yaratıldı, bazıları ise seyredilmek için.
Halikarnassos, yürüyenlerin değil, bakanların kentiydi.
Bu kentte sokaklar dümdüz uzanmazdı.
Çünkü düz yol, hikâyesi olmayanların işidir.
Halikarnassos’ta yollar eğrilirdi.
Tıpkı bir tiyatronun oturma sıraları gibi,
insanı merkeze değil, merkezden dışarı baktırmak için.
Burada yaşam, yukarıdan aşağı okunurdu.
Akropolis’ten bakıldığında kent bir metin gibiydi. Taşlarla yazılmış, gölgelerle noktalama işaretleri konmuş ve limanda biten uzun bir cümle…
Mausolos bunu biliyordu.
Bir kraldan çok, bir rejisör gibi davrandı.
Kentini savunmak için surlar değil,
bakışlar inşa etti.

Halk burada sadece yaşayan değildi;
görünen idi.
Sabah pazarına inen balıkçı, limana yaklaşan gemi,
taş merdivenlerden ağır ağır çıkan yaşlı bir kadın…
Hepsi sahnedeydi.
Kimse onlara “oynuyorsun” demedi.
Ama kent, onları oynuyormuş gibi yerleştirdi.
Teraslar bu yüzden vardı.
Her teras bir basamaktı. Bir üstten bakıldığında aşağıdaki hayat, bir sahne dekoruna dönüşsün diye.
Halikarnassos’ta kimse tamamen gizlenemezdi.
Çünkü bu kent, sırrı sevmezdi.
İktidar, görünmeyince zayıflardı.
Mausolos öldüğünde
onu toprağa gömmek yetmedi.
Çünkü bu kentte ölüm bile
seyredilmeliydi.
Mausoleum, bir mezar değil bir son replikti.
Kral, hayattayken kenti konuşturmuştu, öldüğünde ise taşları konuşturdu.
“Ben buradaydım” demedi.
“Beni görün” dedi.
Ve kent gördü.
Yüzyıllar boyunca.
Tanrılar bu kente baktı.
Hermes yolların eğriliğini fark etti.
Athena, aklın taşla nasıl kurulduğunu gördü.
Dionysos gülümsedi.
Çünkü her tiyatroda onun payı vardı.
Ama tanrılar bir şey söylemedi.
Çünkü Halikarnassos, insanların kendi tanrılarını taştan yapabildiğini gösteriyordu.

Bugün aynı yamaçlara bakın.
Ama artık eğriler yok.
Bakışı taşıyan teraslar, sessizce yukarıdan aşağı okunan sokaklar yok.
Kent artık bir tiyatro değil.
Bir şantiye.
Beton, taşın hafızasını sevmez.
Çünkü beton acelecidir.
Zamana tahammülü yoktur;

Halikarnassos’ta bir zamanlar kent görünmek için inşa edilmişti.
Bugün kent, saklamak için yükseliyor.
Gökyüzü kesiliyor, bakışlar duvarlara çarpıyor, deniz bile artık sadece dar bir aralıktan görünüyor.
Eskiden iktidar görünürdü.
Şimdi iktidar, görünmemek için beton döküyor.
Taş, yüzyıllarca dayanırdı.
Beton, birkaç on yılda çöker.
Ama çökerken ardında
bir hikâye bırakmaz.
Ve belki de en büyük trajedi şudur:
Bir zamanlar seyredilmek için kurulmuş bu kenttembugün artık bakacak yer kalmıyor.

