BİR KENT RANTININ ANATOMİSİ

 

Muğla’da son günlerin en büyük tartışması ne yol…

Ne su…

Ne de imar…

Şehrin gözü önünde olmasına rağmen pek dikkat çekmeyen ama milyonlarca liralık damarlarından biri konuşuluyor şimdi: Açık hava reklamcılığı.

Billboardlar…

Totemler…

Marina girişlerindeki dev panolar…

Kavşakları kaplayan reklam kuleleri…

​Ve yıllardır herkesin gözünün önünde duran, adeta kanıksanmış o büyük soru:

Bu işten kim kazandı, biz neyi kaybettik?

Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin MUBRAŞ üzerinden başlattığı yeni süreçle birlikte, kentin üzerine bir sis perdesi gibi çöken o yapılar tek tek sökülmeye başladı.

Kaçak olduğu öne sürülen, komik bedellerle kiralanan ya da mevzuata meydan okuyan reklam alanları aşağı indiriliyor.

Yalıkavak Marina çevresindeki o ışıltılı kutular…

Turgutreis yolu üzerinde doğayı gölgeleyen dev totemler…

Gümbet’te yıllardır adeta kalıcı birer anıt gibi duran reklam yüzeyleri…

13 ilçedeki tüm totemler ve panolar bir bir sökülüyor,

​Bir dönem “dokunulamaz” sanılan, arkasında gizli güç odaklarının olduğu fısıldanan yapılar şimdi vinçlerin ucunda sallanıyor.

Ama asıl mesele, birkaç demir yığınının sökülmesi değil.

Asıl mesele, Muğla’da yıllardır göz yumulan o devasa ekonomi-politik çark.

​Konuşulan rakam, sıradan bir belediye bütçesinin ötesinde, ürkütücü bir boyutta:

Yılda yaklaşık 1.5 milyar lira. Üstelik turizmin küresel ivmesiyle bu pasta sürekli büyüyor.

Oysa Muğla Büyükşehir Belediyesi‘nin yıllık vergi geliri sadece 50 milyon lira. 

Kentin gözünün önünde dönen milyarlık reklam ekonomisinden, Muğla halkının payına düşen uzun yıllar boyunca kırıntılar oldu.

📌GÜÇ VE SEYİR TRAJEDİSİ

​Bu tartışma basit bir “imar kirliliği” ya da “kaçak reklam” davası değil.

Bu, bir kent sosyolojisi ve yönetim ahlakı meselesi.

​Bir şehirde “işi ehline verme” ilkesi aşındığında, sadece estetik kaybolmaz; kamusal vicdan yara alır, sistem çürür, şeffaflık yerini karanlık pazarlıklara bırakır.

Ama kriz sadece liyakat krizi de değil.

Bir kenti yönetmek için teknik bilgi yetmez; etik gerekir, vicdan gerekir. Kamu malını, yetimin hakkını kendi namusu gibi koruma ahlakı gerekir.

Türkiye’nin yapısal trajedisi de tam burada düğümleniyor:

Bu halk artık sadece beceriksizlerden değil; eğitimli, donanımlı olup da kentin ve halkın çıkarını korumak yerine statükoya göz yumanlardan, “gemisini kurtaran kaptanlara” sessiz kalanlardan da yoruldu.

İşte Muğla’daki bu hamle, tam da bu illüzyonu yıktığı için önemli.

📌​“NEDEN ŞİMDİ, NEDEN LEVENT ARKAN?” SORUSU

​Bugün herkes haklı olarak “Bugüne kadar kim semirdi?” sorusunu soruyor.

Ama sormamız gereken, masanın arkasındaki diğer sorular da var:

Bu illegal ya da asimetrik düzen yıllarca hangi koruma kalkanıyla sürdü?

Hangi bürokratlar, hangi siyasiler kafasını çevirdi?

Kamu zarara uğratılırken, bu şehrin sokaklarında yürüyenler. medyasında yazanlar neden sessizliğe gömüldü?

​Çünkü kamu zararı sadece o rantı “alanın” değil, o ranta yıllarca seyirci kalan “otoritenin” de omuzlarındaki bir vebaldir. Muğla’da bugün sökülen şey panolar değil, yıllardır kentin iliğini sömüren bir güç ağının şifreleridir.

 

📌SİSTEMİK DÖNÜŞÜMÜN EŞİĞİ

​Yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek gerekir; bu kördüğümü masaya yatıran, bu ranta karşı entelektüel ve idari bir model geliştiren fikir babası ve uygulatıcısı Levent Arkan oldu.

Arkan’ın yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştığı ve hayata geçirdiği MUBRAŞ modeli, sadece bir temizlik operasyonu değil; bir kamucu dönüşüm modelidir.

Amaç şu.

Dağınık, denetimsiz, kimin cebine gittiği belli olmayan reklam sistemini merkezi, şeffaf ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturmak. Rantı, lobilerin elinden alıp Muğla halkının bütçesine, yani yola, suya, altyapıya aktarmak.

​Çünkü iddialar vahim: Kentin en değerli vitrinleri, gerçek piyasa değerinin komik kırıntılarıyla birilerine peşkeş çekilmiş. İşte bu noktada mesele ticari bir faaliyet olmaktan çıkıp, doğrudan bir “kamu hakkı gasbı” davasına dönüşüyor.

​Ve O Kritik Eşik...

​Eğer Muğla’da yılda 1.5 milyar lirayı bulan bir açık hava reklam pastası varsa…

1. ​Bu milyarlar yıllardır hangi gizli havuzlarda toplandı?

2. ​Kamunun payına düşen neden devede kulak kaldı?

3. ​Levent Arkan’dan başka bu devasa çarka çomak sokmaya, bu ranta “dur” demeye neden kimsenin cesareti yetmedi?

​Ve en can alıcı soru: Yeni kurulan sistem gerçekten şeffaf olacak mı?

Vatandaş artık sadece vinç görüntüsü değil, hesabı verilmiş şeffaf bir sistem görmek istiyor.

Vatandaş, lobilerden geri alınan o milyarların Muğla’nın geleceğine, çocuklarına, temiz denizine ve yollarına harcandığını, rakamlarla, kuruşu kuruşuna görmek istiyor.

Datça’nın Sesi, sadece sökülen panoların değil; yerine koyulacak olan adalet ve şeffaflık sözünün de sonuna kadar takipçisi olacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir