BİR CESARET ÖYKÜSÜ

Bazı insanlar denize kıyıdan bakar. Bazıları içine girer. Bazılarıysa bir gün kıyıyı arkasında bırakıp denizin kendisine dönüşür.

Bengisu Avcı’nın hikayesi biraz böyle.

1996’da İzmir’de doğdu. Altı yaşında Ege Üniversitesi Yüzme Kulübü’nün havuzunda suyla tanıştı. Henüz çocuktu. Önünde kulvar çizgileri, başında kronometre, karşısında duvar vardı. Sonra havuz ona dar geldi. 2010’da açık suyla tanıştı; 2011-2015 yılları arasında milli takımda yüzdü. Kendi ifadesiyle asıl hikâyesi de zaten “havuzun bittiği yerde” başladı.

Deniz, havuza benzemez.

Duvarı yoktur. Çizgisi yoktur. Bazen karşıdan eser, bazen aşağıdan çeker. Soğuktur, karanlıktır; akıntısı, dalgası, denizanası vardır. İnsanın rakibi yan kulvardaki yüzücü değil, kimi zaman kendi bedeni, kimi zaman korkusudur.

Bengisu Avcı tam da orada büyüdü.

2017’de Manş Denizi’ne girdi. Yedi saat sonra hipotermi nedeniyle sudan çıkmak zorunda kaldı. O gün deniz kazanmış görünüyordu. Ama Bengisu ertesi yıl geri geldi. 3 Ağustos 2018’de İngiltere’den Fransa’ya 11 saat 29 dakikada yüzdü. Manş, onun Ocean’s Seven yolculuğunun ilk kapısı oldu.

Ardından dünya onun için büyük bir yüzme parkuruna dönüştü.

Catalina Kanalı’nı geçti. Cebelitarık’ı geçti. Yeni Zelanda’daki Cook Boğazı’nı, Hawaii’deki Molokai Kanalı’nı, İrlanda ile İskoçya arasındaki Kuzey Kanalı’nı geçti. Son perde 3 Ağustos 2025’te Japonya’daki Tsugaru Boğazı’nda kapandı. Böylece 2018’de Manş’ta başlayan yedi yıllık yolculuğun sonunda Ocean’s Seven’ı tamamlayan ilk Türk sporcu oldu.

Üstelik yalnızca okyanuslarla yetinmedi. Manş, Catalina ve Manhattan yüzüşlerini tamamlayarak açık su yüzmesinin Triple Crown unvanına ulaşan ilk Türk kadın sporcu oldu. Buz yüzmede dünya şampiyonlukları ve rekorlar elde etti. Suyun sıcaklığı sıfıra yaklaşırken bile kulaç atmayı sürdürdü.

Ama Bengisu Avcı’nın hikayesinde bizim için başka bir kıyı daha var:

Datça.

Datçalılar onu sadece dünyanın öbür ucundaki kanallardan, televizyonlardan ya da rekor haberlerinden tanımadı.

O, Datça Açık Deniz Kış Yüzme Maratonu’nun tanıdık yüzlerinden biriydi. Bu sularda yarıştı, dereceler ve ödüller aldı. Sonra aynı organizasyona artık yalnızca yarışmacı olarak değil, onur konuğu olarak geldi.

2020’de düzenlenen 14. Datça Açık Deniz Kış Yüzme Maratonu gerçekten de adına yakışır koşullarda yapıldı: hava 8, deniz 16 dereceydi; sert poyraz ve yağmur yüzücülere eşlik ediyordu.

Bengisu’nun elinde bugün hala o günlerden bir hatıra var.

“Sayın Bengisu Avcı… 14. Datça Açık Deniz Yüzme Maratonu’nda onur konuğumuz olduğunuz için teşekkürlerimizi sunarız.”

Bir plaketin üzerine yazılmış birkaç satır gibi görülebilir.

Ama şimdi geriye dönüp bakınca başka türlü okunuyor.

Çünkü Datça’nın kış denizinde alkışladığı o genç kadın, birkaç yıl sonra dünyanın en acımasız kanallarında Türkiye bayrağını açacaktı.

Manş’ta…

Catalina’da…

Cebelitarık’ta…

Cook’ta…

Molokai’de…

Kuzey Kanalı’nda…

Tsugaru’da…

Yedi deniz, yedi büyük geçiş, yedi yıllık bir inat.

Ve sonunda kıyıya çıkan yalnızca Bengisu değildi.

Onunla birlikte bir hikaye de karaya çıktı.

İşte şimdi o yedi yıllık yolculuk “Denizyıldızı – Bir Cesaret Öyküsü” adıyla sinemaya taşınıyor.

Belgesel yalnızca bir sporcunun bir kıyıdan ötekine yüzmesini anlatmıyor. Bengisu Avcı’nın ardındaki insanları, bekleyenleri, korkanları, inananları; başarısızlıkları, yeniden başlamaları ve okyanusun görünmeyen tarafında yaşanan yedi yılı anlatıyor.

Ve “Denizyıldızı – Bir Cesaret Öyküsü”, Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda 98 yapım arasından ilk 10’a girerek yarışmaya hak kazandı.

24-31 Ekim’de artık kulaçların sesi sinema salonunda duyulacak.

Belki Datça açısından bu hikayenin en güzel tarafı da burada saklı.

Yıllar önce kışın ortasında Datça’nın soğuk suyuna giren genç bir yüzücü vardı.

Sonra o yüzücü okyanuslara açıldı.

Düştü, üşüdü, vazgeçmek zorunda kaldı; geri döndü. Bir denizi geçti, sonra bir başkasını. Dünya haritasındaki boğazlar birer birer onun hatırasına dönüştü.

Şimdi ise denizden çıkıp beyaz perdeye yürüyor.

Datça’nın sularından Altın Portakal’a…

Bengisu Avcı’nın hikâyesinde mesafeler kilometreyle ölçülebilir.

Ama cesaretin hala bir ölçü birimi yok.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir