BEN BİR ZEYTİN AĞACIYIM DATÇA KALDIRIMINDA

Ben bir zeytin ağacıyım, Datça kaldırımında.
Bilge derler bana. Öyle her fideye benzemez ömrüm; binlerce yıl gördüm, binlerce ikiyüzlülük tanıdım.
Krallar geçti gölgemden, imparatorluklar çöktü; ama hiçbirini bugünkü “kaçak dokunulmazlığı” kadar sağlam görmedim.
Bir gün baktım…
Kaldırımlardaki ağaçlar sökülüyor.
Gerekçe hazır: “Kamusal alan.”
Ne güzel kelime. Sert, soğuk, vicdanı keskin bir testere gibi.
Ama aynı kaldırımda:
Kaçak marketler duruyor.
Kaçak sundurmalar gölge yapıyor.
Kaçak masalar, sandalyeler, tenteler yayılıyor.
Onlar “kamusal alanı” bozmuyor belli ki.
Çünkü burada suç olmak değil mesele; suçlu gibi durmamak.
Anladım ki Datça’da bir hiyerarşi var:
Ağaçsan sökülürsün.
Kaçaksan korunursun.
Ben de öğrendim bu oyunu.
Gövdeme bir tabela astım.

“KAÇAKTIR, SÖKÜLEMEZ.”

Bir anda dokunulmaz oldum.
Artık baltalar durdu, testereler sustu.
Çünkü burada kök salmak değil, etiket taşımak önemli.
Ben hâlâ bir zeytin ağacıyım.
Datça kaldırımında.
Ama artık bilge değilim sadece;
Mevzuatı çözdüm.
Ve şunu öğrendim:
Bu memlekette doğa değil, kaçaklar korunur.

Gölge vermeye devam ediyorum.
Ama kim için, neye rağmen,
onu siz düşünün.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir