BASINI SUSTURMANIN FORMÜLÜ (!)

Bu yazdıklarım hikâye değil, hakikat.
Üstelik belgesiyle, kaydıyla…
Kendini “sosyal demokrat” diye tanımlayan, kürsülerde basın özgürlüğünden söz eden bir partinin ilçe belediyesinde yaşanıyor bu olay…
Meclis üyelerinin yer aldığı bir mesaj grubu var.
Adı konulmamış bir “düşünce platformu” gibi.
Ama içerik?
Birkaç kişi hariç bildiğiniz köy kahvesi.

Geçenlerde bir haberimi konuştular.
Bugün mahkemede beraat ettiğim, yaban eşeklerinin toplanması ile ilgili bir haber.
Beğenen az, eleştiren çok.
Sorun değil. Gazetecilik alkışla değil, gerçekle yapılır.
Ama yöntem ilginç…
Sanki yaftalama yarışındalar.
Şahsım için “Akit’” diyen var.
A Haber” diyen var.
Faşist sevici” diye teşhis koyan da mevcut.

Serbest atış poligonu gibi.
Sallayan sallayana.
Okudukça insan gülümsüyor.
Çünkü eleştiri yok, analiz yok, sadece yafta var.
Ama asıl kıymetli katkı, grubun en sessizlerinden birinden geliyor.
Meclis toplantılarında sesi çıkmayan, el kaldır indir dışında bir yaşamsal refleksi görülmeyen, adeta bitkisel hayatta bir isim bu…
Üstelik büyükşehirde de meclis üyesi.
Kendisiyle aynı kartviziti taşıyan bir başka meclis üyesine
yazıyor.
Susturmanın formülünü söylerim.”
Aynen böyle yazmış.
Gazeteciyi Surturmanın Formülü.

Bilim dünyası dikkat…
Küçük kasabadan büyük bir keşif geliyor.
Şimdi bu formülü biraz açalım mı?
Bir tutam tehdit…
Bir çay kaşığı gözdağı…
Gerekirse bir fiske şiddet…
Karıştır, üzerine korku serp…
Ve gazeteciyi sustur!
Ne kadar tanıdık değil mi?
Ancak küçük bir sorun var.
Gerçeğin panzehiri yoktur.

Ama asıl mesele şu.
Basın özgürlüğünü savunduğunu söyleyenler, eleştiriye bu kadar tahammülsüzse…
Ortada bir formül hatası yok mu?
Yoksa baştan yanlış mı kuruldu bu denklem?
Bunu düşünmek gerekiyor.
Neyse ki, Datça’da böyle şeyler olmuyor(!)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir