ARİSTONİKOS’TAN MADURO’YA EMPERYALİZMİN TEŞHİR RİTÜELİ
Antik Roma‘nın sabahları sessiz olmazdı.
MÖ 129’un bir gününde, Forum’a açılan taş sokaklarda insanlar erken toplanmıştı. Merak değildi onları getiren; görme ihtiyacıydı. Roma, yenilenleri teşhir ederdi.
Bergamalı Aristonikos bir arabanın arkasına bağlanmış, Roma sokaklarında dolaştırıyordu.
Onun adını duymayan yoktu. Kral değildi belki ama Roma’nın vasiyetini tanımayan adamdı. Ardına köleleri, yoksulları, toprağını kaybetmiş köylüleri almış, “Bu toprakları Roma’ya vermeyeceğiz” diye isyan bayrağı açmıştı.
Spartaküs’ten bir asır önce.
Aristonikos, Roma’nın düzenini reddettiği için yakalandı.
Roma’ya getirildi.
Bir at arabasının arkasına bağlanarak Roma sokaklarında halka gösterildi.
Sonra boğarak öldürüldü.
Mesaj verilmişti.
“Vasiyetimize karşı çıkanın sonu budur.”
Zaman aktı. Taş yollar asfalt oldu.
Bu kez benzer bir sahne New York’ta yaşandı.
Sokaklarda kameralar diziliydi. Kimse bağırmıyordu. Sessizlik vardı ama bu sessizlik Roma’nınkinden daha gürültülüydü. Çünkü herkes biliyordu, bu da bir gösteriydi.
Venezuela devlet başkanı Maduro arka kapıları açık bir minibüste, elleri kelepçeli vaziyette Amerikan halkına teşhir ediliyordu.
Maduro, Venezuela’yı yönetmişti.
Petrolü kontrol eden bir ülkede, kontrol edilemeyen bir lider olmuştu.
ABD’nin arka bahçesinde, bahçeye uymayan bir ağaç gibi duruyordu.
Roma Aristonikos’u “isyancı” ilan etmişti.
Amerika Maduro’ya “suçlu” dedi.
İsimler değişti.
Suç tanımları değişti.
Ama cezanın biçimi aynı kaldı: teşhir.
Aristonikos, Roma sokaklarında yürütülürken herkes şunu görsün istemişti Senato:
“Roma yenilmez.”
Maduro yürütülürken dünya şunu görsün istiyordu Washington:
“Güç bizde.”
Biri antik çağın ütopyasıyla yola çıkmıştı.
Diğeri modern çağın direnciyle.
Ama ikisi de aynı yerde durdu.
Gücün yürüttüğü adamlar olarak.
Ve tarih, iki bin yıl arayla aynı cümleyi fısıldadı.
“Emperyalizm önce yener,
sonra teşhir eder,
en son unutturur.”
Ama her zaman biri kalır.
Bir anlatı.
Bir öykü.

