ANTİK ÇAĞ TİTANİK’İ BULUNDU

Akdeniz’in mavi derinliklerinde, uzun zamandır uyuyan bir dev uyandı.
Dalgaların öptüğü kumların hemen ötesinde, antik kent İskenderiye’nin sularında bir gövde belirdi.
Bir zamanlar tanrıların ve ölümlülerin birlikte eğlendiği devasa bir tekne…
Usta gemi yapımcıları uzun sarı tahta parçalarını, deniz köpüğüne inat ağır ağır birleştirmişti.
Gövdesi 35 metreyi aşan bu lüks nazır gemi, bir zamanki limanın Portus Magnus’un suyunun altında kalan kanalında, sessizliğe gömülmüştü.
Ama o sadece bir gemi değildi.
O, İskenderiye’nin altın çağının yüzen sarayıydı. Halkın, kraliyet soylularının ve tanrıların bir araya geldiği yerde.
Tarihler MÖ 29–25 arasını gösterirken, filozof ve tarihçi Strabon, bu tür tekneleri şöyle tanımlamıştı.
“Kraliyet sarayının gezileri için lüks donatılmış bu gemiler, halk festivallerinde flütlerin, dansların ve sınır tanımayan coşkunun kaynağıdır…”

Bu gemide geceler uzun, müzikler coşkuluydu.
Teknenin güvertesinde zevk tanrıları bile ritme katılır gibiydi.
Fakat her ihtişamın gölgesi vardır, derler.
Bu gemi, sadece eğlence için yapılmamıştı. O, tanrıça Isis’in kutsal su ayinlerinde kullanılan ritüel bir halat gibiydi. Deniz ve insan ruhunun bağını somutlaştıran bir kutsal alan.
Rivayet odur ki:
Isis suyu kutsadığında yıldızların dansı gökyüzünü sarardı,
Gemideki keman telleri şarkı söylemeye başlardı,
Dalga, sanki bir davetle kıyıya çağırırdı herkesi.
“Gel! Hem tanrısal hem beşeri zevki bulacağın yere…”
Ama kader, başka türlü yazılmıştı.
Depremler kıyıyı sarsınca ve liman büzülmeye başlayınca, o görkemli tekne denizle bütünleşti, uçsuz bucaksız bir su mezarına dönüştü.
Yüzyıllar boyu gömülü kaldı suların altında…
Sonra bir gün, denizin koynunda çalışan dalgıçlar tahta kabuğu fark etti.
Bir zamanların şenlik mabedine ait timsah dişleri gibi oyulmuş gövde, hâlâ hatıraların gölgesini barındırıyordu.
Buluntunun üzerindeki Yunanca grafitiler, umut ve yasın aynı dilde yazıldığı bir zaman kapsülü gibiydiH.âlâ çözülmeyi bekleyen birer sır.

Bugün bilim insanları suyun altındaki bu dev antik tekneyi incelerken, denizler hâlâ fısıldıyor.
İnsan ne zaman zevki, tanrıyı ve ölümü aynı masada buluşturduysa, orada bir masal doğdu…
Ve belki de bu sualtı hazinesi, bir çağ masalının gri dalgalarla yazılmış epik destanı olarak yeniden okunmayı bekliyor.

