AHMET ARAS ŞİMDİ KİME, NE DESİN?

Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu, kamuoyunda büyük yankı uyandıran bir ithamda bulundu.
“Dört belediye başkanının dosyasını Özgür Özel’e verdim. Bunları aday gösterme dedim.”
Ancak isim vermedi.
Dosyaların içeriğini açıklamadı.
Ortaya herhangi bir belge koymadı.
Buna rağmen kısa süre içinde televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında bu dört ismin Cemil Tugay, Ahmet Aras, Rıza Akpolat ve Gökhan Yüksel olduğu konuşulmaya başlandı.
Kemal Kılıçdaroğlu ise çıkıp “Hayır, kastettiğim isimler bunlar değil” demedi.
Sustukça tartışma büyüdü.
Sustukça şüphe yayıldı.
Sustukça şaibe derinleşti.
Şimdi kendinizi bu belediye başkanlarının yerine koyun.
Yıllarca siyaset yaptığınız partinin eski genel başkanı çıkıyor ve kamuoyunun ortasına bir ima bırakıyor.
İsminiz açıkça söylenmiyor ama herkes sizi konuşuyor.
Peki ne yapacaksınız?
Kime, ne cevap vereceksiniz?
Kimi yalanlayacaksınız?

Mesela Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras çıksa ve “Kemal Bey benimle ilgili ne biliyorsa açıklasın, aksi halde bu itham münferittir” dese ne olacak?
Çok büyük ihtimalle alacağı cevap şu olacak.
“Ben isim vermedim ki. Neden üstünüze alındınız?”
Televizyonlarda bu isimleri dillendiren yandaş yorumculara itiraz etse?
Onların cevabı da hazır:
“Biz kesin konuşmadık. Kulis bilgisi aktardık.”
İşte tam da bu nedenle ortaya çıkan tablo, klasik bir itibar suikastı görüntüsü veriyor.
Çünkü ortada suçlama var.
İma var.
Şüphe yaratma var.
Ama belge yok.
Somut veri yok.
Türkiye bu yöntemleri daha önce FETÖ döneminde gördü.
İnsanlar önce dedikoduyla hedef gösterildi, sonra kamuoyunun vicdanında mahkum edilmeye çalışıldı.
Oysa gazetecilik de siyaset de belgeyle yapılır.
Bir insan hakkında elinizde bilgi varsa açıklarsınız.
Belgeyi ortaya koyarsınız.
İddianızı ispat edersiniz.
Yok eğer bunu yapmıyorsanız, insanların üzerine gölge düşürüp sonra da “Ben isim vermedim” diyerek kenara çekilemezsiniz.
Çünkü ima ederek suçlamak da bir suçlama yöntemidir.
Ve kimi zaman açık suçlamadan daha yıkıcı sonuçlar doğurur.
Bu nedenle bugün cevap bekleyen soru şu.
Eğer gerçekten bir dosya varsa, neden açıklanmıyor?
Eğer yoksa, insanların isimlerinin bu tartışmanın içinde dolaşmasına neden izin veriliyor?
Çünkü hukukta da siyasette de aynı ilke geçerlidir.
İddia sahibinin ispat yükümlülüğü vardır.
Aksi takdirde ortada sadece şaibe kalır.
Ve şaibe, gerçeğin değil, karanlığın en yakın akrabasıdır.
