O AN SUSAR STRATONİKEİA
Ölümsüz aşkın kenti Stratonikeia’da yaşayan dostum, Atölye Stratonikeia’nın kurucusu Sadettin Simser antik kentten bir fotoğraf paylaşmış, altına
da şöyle yazmış.
“Gökyüzü bulutlarla örtülü,
Güneşin nurundan eser yok,
Antik taşlar geçmişi fısıldar.”
2000 yıllık o fısıltı, ta Yatağan’dan Datça’ya, bana da ulaştı Sadettin dostum.
Bak neler neler anlattı.
“Ben bereketli Anadolu’nun mermer taşlarına sarılı, tarihin sessiz yankılarıyla yaşayan koca bir antik kentim. Günlerden bir gün, bulutlar ağır ağır göğü kapladı, gri örtü tüm kasvetiyle antik taşlarımın üstüne düştü. Sessizlik, yağmurun ilk damlalarının taş zemine düştüğü o an yerini fısıltıya bıraktı. Damla damla, yavaşça.
Bu yağmurlu gün, belki de asırlar öncesinden gelen bir hatıranın canlanması için bir sahneydi.
Beni sarmalayan sütunlar, çatlamış taşlar, arnavut kaldırımları, hepsi, her damlayı özlemle emen ve eski hikâyeleri suskunluğunda saklayan tanıklardı.
Bugün, yağmurla birlikte unuttuğum anıları hatırladım.
Bir zamanlar bu taşların arasında, genç ve asi bir şair dolaşırdı. Adı Helios’tu. Çocuk yaşta babasından dinlediği kahramanlık öyküleri ve şehvetle dolu aşk masalları, genç yüreğine umutsuz bir ilham vermişti. Benim beyaz mermerlerim kadar soğuk ve bir o kadar da zarif bir güzelliğe sahip olan Lyra’ya âşıktı. Lyra bir tüccar kızıydı; güzelliği ile tanrıları kıskandıran, bakışlarıyla dağları deviren bir peri misali, Helios’un rüyalarını süslerdi.
Bir sabah, Helios elinde oyduğu küçük bir liri, Lyra’nın geçtiği yollardan yürüyordu. O an yağmur hafifçe başlamıştı. Gökyüzünden süzülen her damla, Helios’un kalbindeki coşkuyu fısıldar gibiydi. Ama o gün, Lyra’nın gözlerinde beklediği karşılığı bulamamış, kasvetli yağmur altında, gözyaşlarının yanaklarına karıştığı o taş yollarda yürüyüp gitmişti.
Bugün, yüzyıllar sonra benim soğuk taşlarıma düşen yağmur damlaları, Helios’un hüzünle bıraktığı ayak izlerini arıyor sanki. Sütunların gölgesinde yankılanan yağmurun melodisi, o eski günlerin kayıp ezgisini hatırlatıyor. Helios’un kalbinin kırıldığı, Lyra’nın hiç duymadığı o şarkı; damlaların birbirine çarparken çıkardığı seslerle diriliyor.
Ve bir an, rüzgar hafifçe esince yüzyıllardır taşların arasında gizlenmiş bir lirin sesi duyuluyor sanki. Yağmurun altında Stratonikeia, unutulmuş bir aşkın, yarım kalmış bir şarkının, anlatılmamış öykülerin ve kaybolmuş ruhların sahnesi oldu. Yağmur, benim hafızama taze bir hatıra, yaşlı taşlarıma genç bir rüya gibi döküldü.
Bugün, Stratonikeia’da kimse yok ama uzaklardan bir ses geliyordu. Belki de o ses, yüzyıllar boyunca yağan her yağmurda, Helios’un unutulmuş bir dizeyi tamamlamak için döndüğünü söylüyordu.”

