DATÇA’DA DEV BİR MEZAR


Alavara koyunda dev bir mezar.
Yaklaşık 7 metre uzunluğunda.
Mezar taşında şöyle yazıyor.

“Tanrı Eri Kara Efendi Hazretleri”

Kimdir, nedir, neden bu kadar devasa bir mezara konmuştur?
Eğer biliyorlarsa, Alavara çevresindeki yaşlılardan mitolojik hikayesini dinlemek gerekir.

Mitolojiye meraklı biriyim.
Dünyanın çok çeşitli kültürlerinde, kutsal kabul edilen kitaplarda devlerden söz edildiğini biliyorum.
O yüzden yıllardır bu konu dikkatimi çeker ve araştırırım.
Mesela İstanbul Beykoz’da müslümanlarca hergün ziyaret edilen Yuşa(Yeşa) peygamberin de bir dev olduğuna inanılır.
Mezarının boyu 17 metredir.

Devlere Sümerlilerde “Anunnaki”, Mısırlılarda “Neter”, Yunanlılarda da “Titan” denildi.
Anadolu Kültüründe “Gulyabani” ya da “Aleybani” diye isimlendirildi.
Eski Türkler’de “Tepegöz” inancı vardı.
Tibet’te “Yeti” ya da “Koca Ayak”tı.
Kanada kızılderilileri “Sasquach” dediler.
Sibirya’da yaşayanlar dev “Çuçuna”dan söz ettiler.
Japonya’da Hiroşima yakınındaki Hiba Dağı’nda yaşayan köylüler devleri “Hibagon” diye isimlendirdi.
Avusturalya yerlileri Aborjinler’in efsaneleri “Yowi” adı verilen devleri anlattı.
Eskimolar, atalarının “Tornil” denen dev yaratıklarla birlikte yaşadıklarına inanır.
İskandinav mitlerinde dev “Lokiler” vardı.
Kafkas efsanelerinde ise devlerin adı “Emegenler”di.
Dağ kızılderililerinde devlerin ismi “Wetigo”ydu.

Daha onlarca farklı kültürlerde, farklı isimlerde devlere inanıldı.
Bu devlerin doğaüstü tanrısal güçlere sahip, kötü, acımasız olduklarına inanıldı.

Devler inancı kutsal kabul edilen kitaplarda bile yer aldı.
Örneğin Tevrat’ta yaradılış bölümünde şöyle der.

“Ve vaki oldu ki, toprağın yüzü üzerinde insanlar çoğalmaya başladı ve onların kızları doğduğu zaman, Tanrı Oğulları, insan kızlarının güzel olduklarını gördüler ve bütün seçtiklerinden kendilerine kadınlar aldılar. Tanrı Oğulları, insan kızlarına vardıkları ve bu kızlar onlara çocuk doğurdukları zaman, o günlerde ve ondan sonra yeryüzünde dev adamlar (nefilim) vardı; bunlar eski zamandan zorbalar, şöhretli adamlardı.”

Tevrat’ta “Çölde sayım” bölümünde de devler şöyle anlatılır.

“Üstelik orada gördüğümüz herkes uzun boyluydu. Nefiller’i, Nefilimler’in soyundan gelen Anaklılar’ı(Anakim, Anunnaki) gördük. Onların yanında kendimizi çekirge gibi hissettik, onlara da öyle göründük.”

Tevrat’ta devler ile ilgili en ilginç bölüm ise İslam inancında Hz.İdris olarak bilinen Hanok’un (Enoch) kitabındadır.
Hanok’un kitabında ilk insanları uzaktan izleyip, rapor vermekle görevli olan gözcü baş melek Semyaza’nın önderliğinde dünyaya gönderilmiş ‘Gözcü Melek’lerin, zaaflarına yenik düşüp, insan ırkının kadınlarıyla birlikte olmaları sonucu Nefillerin türediği yazılıdır. Nefiller, melek babalarının aksine, doğaüstü yanları aza indirgenmiş, kanatları doğaüstü güçlerden ziyade, nefes almaya yarayan organlara dönüşmüştür.
Mayaların kutsal kitabı Popol Vuh, Tibetli rahiplerin kitabı Dzyan da devlerden söz eder..
Tüm kadim kültürlerin inancında bu devler tanrısal güçlere sahip yaratıklardır.
Zaten Sümer’de “Anunnaki”, Mısır’da “Neter”, Tevrat’ta da “Nefilim” kelimeleri anlam olarak “düşenler” demektir. Bunların cennetten düşmüş gözcüler, yani melekler olduğuna inanılır. Ortak isimleri de “Tanrı oğlu”dur.

Datça’daki dev mezarın taşına “Tanrı Eri” yazılması bir tesadüf mü?
Dünyanın dört köşesine yayılmış, efsaneler, destanlar, mitler birer masal mı?
Kutsal kitaplarda bile söz edilen bu devler hayal ürünü mü?
İnsanoğlu bu devleri korkularından mı yarattı?
Diyelim ki öyle.
O zaman arkeoloji bize ne söylüyor?

Dünyanın şimdilik en eski tapınağı Göbeklitepe’de o dev taşlara yandan bakarsanız, ellerini önüne kavuşturmuş dev insan figürleri görürsünüz.
Aynı figürleri Bolivya’dan Çin’e, Meksika’dan Mısır’a, Mezopotamya’dan Afrika’ya, Sibirya çöllerinden latin Amerika’ya kadar her yerde görmek mümkün.
Okyanusun derinliklerinde bile.
İlkel insanlar araç gereç yokken o zor şartlarda bu dev gibi heykelleri neden yaptı?
Saygıdan mı yoksa düşmanlarından korunmak için mi?
Sanat ilerledikçe bu dev heykeller insanlarla birlikte duvarlara, tapınaklara neden kazındı?
Tanrılar hep devler olarak neden betimlendi?
Nemrud dağında ve latin Amerika’daki o dev kafalar bize neyi anlatıyor?
Paskalya Adalarında 10 metre uzunluğundaki Moai heykelleri ne amaçla dikildi?
Sümer tabletlerinde, Mısır hiyerogliflerinde insanlarla birlikte betimlenen o dev tanrılar kimlerdi?

Sorular ve sorular.
Tüm bunları “canım mitoloji işte” deyip, elimizin tersiyle itmek mi gerekiyor?
Yoksa eski metinleri, efsaneleri, destanları, mitleri farklı bir bakışla yorumlayıp, “kim bu devler?” , “kim bu gözcüler?” diye sormak mı doğru olan?
Şöyle düşünelim..
Alman arkeolog Schliemann mitolojiyi sorgulamasaydı, bugün belki de Çanakkale’deki Truva kenti ve o kanlı savaş insanlık için bir masaldı.
Takipci
@öne çıkar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir