KAÇAK VE RUHSATSIZ KALEMLERİN EFENDİSİ

​Ona “Bodrum Müptezeli” demiştim.

Ne büyük bir saflık, ne naif bir lütufmuş meğer.

​Az demişim.

Çünkü müptezel kelimesi bile bir duruştur, bir aidiyettir. O ise kelimenin tam anlamıyla saygınlığın mezar taşını dahi dikmekten aciz bir posa.

O yüzden meseleyi “müptezel” tanımının darlığından çıkarıp medyanın o antiseptik ama bir o kadar da kanalizasyon kokan koridorlarına taşıdığımızda, tablonun rengi tam oturuyor. Çünkü o, sıradan bir kural çiğneme rekor kıranı değil, medya seyyarlığının, ruhsatsız fikir pazarlamacılığının canlı müzesi.

​Hayatı kaçakçılığın üç temel sütunu üzerinde yükselmiş.

Ruhsatsız otelinde kurduğu kaçak turizm düzeniyle üç günlük tatilin tüccarlığını yapmış, yakalanmış.

Kolay yoldan aydınlanmak ister gibi kaçak elektrik çekmiş, mahkemelik olmuş; yani sistemin enerjisini bile çalarken hınzır bir esnaf kurnazlığına sığınmış.

Temeli belirsiz, vicdanı çürük kaçak inşaatlarla metrekare kaçırmış, tutanaklar boynuna madalya gibi asılmış.

Şimdi bu tescilli asalaklık abidesi ne yapıyor?

Bodrum sayfalarında ahlak zabıtlığı yapıyor.

​Medya dediğimiz bu büyük panayırda, kalemini kaçak işlerine, satır aralarını birilerine yaranma niyetine kurban etmiş bir “hakikat kaçakçısı” o.

Kaçak elektrikle aydınlattığı karanlık odasında, namuslu gazetecilere dürüstlük dersi veren yazılar kaleme alıyor. Hukukun mühürlediği kapılardan sızıp, köşesinde gazetecilik etiğinden, ilkeden, haysiyetten bahsediyor.

​Çünkü bugünün medyasında ilke, en yüksek teklifi verene satılan ikinci el bir eşyadır.

O da bu pazarın en hevesli, en sefil simsarı.

Birileri başını okşasın, bir merkeze yaranabilsin, iki satır övgü alsın diye kalemini büküyor, omurgasını iflas bayrağı çekmiş bir şirketin bilançosu gibi tasfiye ediyor.

​Yazık ki ne yazık…

Türk medyasının trajedisi tam da budur.

Kalem tutmaktan aciz ellerin, dürüstlük maskesi takıp toplumu zehirlediği bir tiyatro salonuna dönüştü ortalık.

O da bu tiyatronun başrolde oynamaya çalışan, ama figüranlığa bile fazla gelen sefil bir kuklası.

Yazık ki ne yazık…

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir