SUYA HÜKMEDEN KENTİN GELECEĞİNE HÜKMEDER!

Antik Roma’da bir kentin gücü yalnızca ordularıyla, surlarıyla ya da görkemli tapınaklarıyla ölçülmezdi. O kente suyu kimin getirdiği, nasıl dağıttığı ve gelecek kuşaklar için nasıl koruduğu da yönetimin başarısını belirlerdi. Romalılar, kilometrelerce uzanan su kemerleriyle yalnızca kentlerine su taşımadılar; kamusal yaşamın, halk sağlığının ve kentleşmenin altyapısını da oluşturdular. Çünkü suyu yönetmek, bir kentin geleceğini yönetmekti. Yaklaşık iki bin yıl sonra Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın açıkladığı uzun vadeli su politikası, Antik Roma’nın bu tarihsel deneyimini hatırlatıyor. Ancak Roma’nın su kemerleri bugün hala ayaktayken, Muğla‘da açıklanan projelerin başarısını değerlendirmek için henüz erken.
Roma İmparatorluğu’nun su yönetiminden sorumlu yöneticilerinden Sextus Julius Frontinus, milattan sonra birinci yüzyılın sonunda kaleme aldığı eserinde su kaynaklarının korunmasını, dağıtımın denetlenmesini, kaçak kullanımın önlenmesini ve altyapının bakımını ayrıntılarıyla anlatmıştı. Roma’da su yönetimi yalnızca mühendislik değil, aynı zamanda kamusal sorumluluk meselesiydi. Bugün Muğla’nın karşı karşıya bulunduğu sorunlar farklı olsa da temel soru değişmedi: Büyüyen bir kentin su ihtiyacı, kaynaklar tükenmeden nasıl karşılanacak?
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras‘ın açıkladığı rakamlar, sorunun boyutlarını gösteriyor. Yaklaşık 1 milyon 100 bin yerleşik nüfusa sahip Muğla‘nın turizm sezonunda 5 milyon kişiye hizmet verdiği belirtiliyor. Kişi başına günlük 150 litre tüketim hesabıyla normal dönemde 165 bin metreküp olan teorik su ihtiyacı, yaz aylarında 750 bin metreküpe yükseliyor. Ancak bu hesaplamalar, gerçek tüketim miktarlarıyla aynı anlama gelmiyor. Turizm tesislerinin, tarımsal faaliyetlerin ve ikinci konutların tüketimi de dikkate alındığında, Muğla’nın su bilançosunun ayrıntılı biçimde ortaya konulması gerekiyor.
Aras, göreve geldiklerinde özellikle Bodrum‘da sürekli patlayan isale hatları, yüksek su kayıpları ve yaz aylarında yaşanan kesintilerle karşılaştıklarını belirterek, geçmişte suyun yarattığı sorunların peşinden koşan bir yönetim anlayışı bulunduğunu söyledi. Bugün ise suyun geleceğini planladıklarını ifade etti. Ne var ki bu değişimin sonuçlarını değerlendirebilmek için yalnızca açıklamalar yeterli değil. Göreve gelindiğinde şebekelerdeki kayıp-kaçak oranı neydi, bugün hangi seviyeye indirildi? Su kesintileri ne ölçüde azaldı? Yenilenen hatların toplam şebekeye oranı ne kadar? Bu soruların yanıtları, açıklanan politikanın gerçek başarısını gösterecek.
Aras’ın duyurduğu önemli başlıklardan biri, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile yapılan 62,9 milyon avroluk finansman anlaşması. Bu kaynakla içme suyu şebekelerinin yenilenmesi, kayıp ve kaçakların azaltılması ve altyapının güçlendirilmesi hedefleniyor. Ancak finansman sağlanmasıyla yatırımın tamamlanması birbirinden farklı aşamalar. Kullanılacak kaynağın hangi projelere, hangi takvimle aktarılacağı, geri ödeme koşulları ve yatırımların vatandaşın su faturalarına olası etkileri de kamuoyunun bilmesi gereken konular arasında.
Bodrum ve Milas için hazırlanan Ekinanbarı Desalinasyon Projesi ise yılda yaklaşık 20 milyon metreküp ilave su üretmeyi hedefliyor. Deniz suyunun arıtılması, özellikle kuraklık baskısı altındaki kıyı kentleri için alternatif bir kaynak olabilir. Ancak bu yöntemin yüksek enerji ihtiyacı, işletme maliyetleri ve deniz ekosistemi üzerindeki olası etkileri bulunuyor. Dolayısıyla projenin yalnızca sağlayacağı su miktarıyla değil, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliğiyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Muğla‘da arıtılmış atıksuların yeniden kullanılması da planlamanın önemli başlıklarından biri. MUSKİ bünyesindeki 32 atıksu arıtma tesisinin günlük toplam kapasitesinin yaklaşık 320 bin metreküp olduğu, 2025 yılında ise yaklaşık 55 milyon metreküp atıksu arıtıldığı belirtiliyor. Ancak arıtılan suyun ne kadarının yeniden kullanıldığı, ne kadarının alıcı ortamlara bırakıldığı ve geri kazanım oranının hangi hedefe yükseltileceği henüz daha ayrıntılı açıklanması gereken konular.
Aras‘ın açıklamalarında dikkat çeken bir başka nokta ise turizm yatırımlarıyla su kaynakları arasındaki ilişki. Yeni otellerin yalnızca yatak kapasitesinin değil, su tüketiminin ve mevcut kaynakların yeterliliğinin de değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Aras’ın bu yaklaşımı, Muğla’nın geleceği açısından önemli bir tartışmanın kapısını açıyor. Ancak burada da belirleyici olan açıklamalar değil, uygulamalar olacak. Su kaynaklarının yetersiz olduğu bölgelerde yeni yapılaşmaya hangi sınırlamalar getirilecek? Turizm yatırımları için su bütçesi zorunlu tutulacak mı? Yeraltı sularının korunması konusunda hangi somut kararlar alınacak?
Muğla’nın su sorunu sadece Büyükşehir Belediyesi’nin ya da MUSKİ’nin sorumluluğuyla sınırlı değil. Merkezi yönetimin su tahsis politikaları, Devlet Su İşleri’nin yatırımları, tarımsal sulama tercihleri, imar kararları ve turizm sektörünün tüketim alışkanlıkları da bu tablonun parçaları. Bu nedenle kalıcı bir çözüm, kurumlar arasında koordinasyonu ve kamuoyuna açık, ölçülebilir hedefleri gerektiriyor.
Antik Roma’nın su kemerleri bugün hâlâ ayakta. Ancak onları tarihsel bakımdan değerli kılan yalnızca görkemli taş yapıları değil, suyu bir kamu hizmeti olarak örgütleyen yönetim anlayışıydı. Muğla’da da asıl mesele büyük projelerin açıklanması değil, bu projelerin tamamlanması, kaynakların korunması ve suyun bütün yurttaşlara sürdürülebilir biçimde ulaştırılması.
Ahmet Aras’ın ortaya koyduğu uzun vadeli planlama yaklaşımı, Muğla’nın geleceği açısından tartışılmaya değer. Fakat bir vizyonun başarısı, onu açıklayan yöneticinin sözleriyle değil, yıllar içinde ortaya çıkan somut sonuçlarla ölçülür.
İki bin yıl önce Romalıların karşı karşıya bulunduğu temel soruyla bugün Muğla’nın önündeki soru aslında aynı: Bir kentin suyunu kim, nasıl ve kimin yararına yönetecek?
Çünkü suya hükmetmek, sadece musluklardan su akıtmak değil; bir kentin geleceğine ilişkin sorumluluk üstlenmektir. Ve o sorumluluğun hesabını vermektir.
